+90 532 068 61 80
ARA
İLETİŞİM
+90 532 068 61 80
BİZİ TAKİP ET

Tüp Mide Mi? Mide Bypass Mı? Hangi Ameliyat?

Paylaş

1970 li yıllarda obezitenin tedavisi için ilk kullanılan cerrahi yöntem gastrik bypass olmuştur. Hastalarda yıllarca başarıyla uygulanmıştır. Tüp mide ise mide bypassın ilk ameliyat olarak uygulanması zor olan aşırı obez hastalarda ilk kademe ameliyatı olarak uygulanmış, sonrasında ise takip edilen hastaların başarılı bilimsel sonuçların sonra artık tek başına kullanılan bir yöntem olmaya 2000 li yılların başında başlanmıştır.

Zamanla artan oranla Amerika’daki obezite cerrahi merkezleri ve tüm dünyada tercih edilen obezite cerrahi ameliyatlarının başında tüp mide ameliyatı gelmeye başlamıştır. Teknik olarak tüp mide ameliyatında midenin %75-80’i kesilip çıkartılır, mide bypass ameliyatında ise midenin üst kısmından küçük bir mide poşu oluşturularak kalan mide ayrılıp, 75-100 cm uzağa bağlanır.

Tüp mide ameliyatı geri dönüşümsüzdür. Gastrik bypass ameliyatı da geri dönüşümlü olduğu söylense de teknik olarak çok yüksek risk ve komplikasyon oranı ile her cerrahın yapamayacağı ya da yapmak istemeyeceği zor bir dönüşüm ameliyatıdır. Tüp mide ameliyatında midenin alınan fundus kısmı ile birlikte iştah hormonu da denen ghrelin hormonu salgılayan kısmı da alındığı için hastalarda daha ilk günlerde bile farkedilen çok ciddi iştah azalması olmakta, bu durum hastaların ameliyat sonrası yeni hayatlarına alışmalarını kolaylaştırmaktadır.

Hem iştah hormonu düzeyindeki azalma hem de midenin hacminin küçülmesi nedeniyle oluşan direnç sonucu erken doyma hissi bu ameliyatın bariz avantajlarındandır. Tüp mide ameliyatı sonrası hastaların ilk aylarda yeme düzenleri oturana kadar vitamin mineral takviyesine ihtiyaçları olmakla birlikte devam eden dönemlerde takviyeye ihtiyaçları genellikle kalmamaktadır. Mide tüp ameliyatı da denen tüp mide ameliyatında yiyeceklerin fizyolojik besin akış yönü bozulmaz.

Bu sayede bağırsak florası da hastanın korunmuş olur. Bu ameliyattan sonra en önemli unsurlardan birisi midenin tamamının endoskopi gibi basit bir işlemle görüntülenebilir olarak kalmasıdır. Karın içerisinde kör bir mide kalmaz. Dumping sendromu ve ülser de bu ameliyatta görülmediği gibi uzun dönem komplikasyonları daha azdır.

Mide bypass ameliyatında gelince mide küçük bir mideciğe dönüştürülerek ileride bağırsağa bağlanır. Bu ameliyatın en önemli etkisi emilimi azaltarak zayıflamaya neden olmasıdır. 

Karında kör olarak kapalı bırakılan midenin bir dezavantajı da bu midenin herhangi bir ülser veya şüpheli malignite durumunda endoskopik görüntüleme yöntemiyle görüntülenememesidir. Mide bypass ameliyatı sonrası ülser ve dumping görülmesi de ayrıca bir dezavantajdır.

Mide bypass ameliyatı sonrası hastalarda sadece yiyecekler değil vitamin ve mineraller de dahil birçok maddede emilim bozukluğu olduğu için Dünya Obezite Dernek ve bilim kuruluşları tarafından hastalara eksikliği görülen vitamin ve minerallerin ömür boyu alınmasını önermektedir.

Mide bypass ameliyatları sonrası ömür boyu 2-4 adet ilaç alınmasının zorunluluğu, ameliyata karar vermeden önce bilinmesi gereken önemli bir ayrıntıdır. Zira hastalar ameliyata karar verirken kâr zarar dengeleri gözetilmelidir.

Tüp mide ve mide bypass ameliyatı ile Amerika’daki saygın ve tecrübeli Obezite ve Metabolik Cerrahi kliniklerinde yapılan çalışmalarda şeker hastaları gruplara ayrılıp tüp mide ve mide bypass ameliyatı yapılarak 5 yıl boyunca VKİ, Hba1c düzeyleri takip edilmiş, sonuçlar üzerinde ciddi makaleler yazılmış olup çok ciddi farklar bulunamamıştır.

Hastaların takiplerinde Hba1c ve VKİ (BMI) neredeyse aynı bulunmuş olup son yıllarda bu çalışmaların ışığında tüp mide ameliyatı gittikçe yükselen bir ivme ile tüm Amerikan ve Dünya Obezite Cerrahi Kliniklerinde ağırlıkla ilk tercih ameliyatı olarak yapılmaya başlanmıştır. Aşağıdaki yükselen grafiklerde bu bilimsel çalışmaların sonuçlarını göreceksiniz. Mide bypassın tüp mideye en önemli avantajı ciddi ve ileri yandaş hastalık durumunda biraz daha etkili olmasıdır.